KABUĞUNDAN SIYRILMAK

Doğadaki ve hayattaki her şey bir kabuk içinde kendini koruma altına almış. Bu bir Ceviz Kabuğu, Midye Kabuğu, hatta doğmamış bebek bile plasenta ile korunmakta… Yani hayatımızda kendiliğinden oluşmuş; bir şeyin üstünü kaplayan ve onu dış etkenlere karşı  koruyan bir zırh var.

Bu doğa kanununun gerçeği ile yüzleştiğimizde aslında kabuğumuzdan sıyrılmamız gerektiğini de fark ediyoruz. Bir midye kabuğundan sıyrıldığında incinin güzelliği ortaya çıkmakta, bir bebek plasentadan kurtulduğunda gerçek yaşama “Merhaba” demekte ve bir çalışan kabuğundan sıyrıldığında daha verimli olmakta…

İşte bu felsefe ile iş hayatına baktığınızda aslında birçok çalışanın kendini koruma altına altığını ve hata yaparım korkusu ile gerçek potansiyelini ortaya çıkarmadığını görüyoruz.

İşini çok iyi yapan bir kişinin toplantılarda sessiz kaldığını, konferans ve seminerlerde kafalarında birçok soru işareti olmasına rağmen çok az kişi soru sorma cesareti göstermektedir.

Neden ?

Çünkü birçok kişi kendini koruma altına almış…Hata yaparım korkusu, basit veya saçma soru olur endişesi, bilgisizliğim ortaya çıkar, başkaları güler, hiyerarşi baskısı, yöneticin varken soru sormak senin neyine gibi nice faktör ile kendi kabuğumuza çekilmiş, kendimizi koruma altına almışız.

Başkalarının önünde “zayıf” kalmak, bizim için korkutucu.Fakatartık herkesin kendini kabuğundan kurtarma zamanı… İş hayatında, özel hayatta kendi kabuğundan kurtulmuş, olayları analiz eden sorgulayan bireylere ihtiyaç var. Sessizlik sizi kurtarmaz, sessiz kaldıkça mükemmele ulaşamazsınız. Çünkü, dünya bir şeyi nasıl daha iyi yaparız sorusunu sürekli sorarak fikirleri özgürleştirerek mükemmelliği aramakta.

Peki, kabuğundan kurtulmak bu kadar kolay mı ?

Biliyorum birçok kişi “Kabuğundan kurtulmak bu kadar kolay mı “ ? diye soruyor… Yazdığım kadar kolay değil belki, ( Benim de yanlış yazma, hata yapma ihtimalim var, ama yazıyorum…), ama ilk adım önemli.

Nasıl bir bebek ilk adımı attığında düşmediğini fark edip yürümeye başlıyorsa… Sizde biraz cesaret toplayarak ilk adımı atmalısınız.

 

Hiyerarşik DNA’lar ( otoriter aileler, hiyerarşik organizasyonlar), kültürel DNA’lardan ( Büyükler bilir, küçükler susar vb) kurtulmak için ilk adımı atmalı, bunun için mücadele vermelisiniz. Tıpkı Kelebeğin Hikayesi gibi…  

“Bir gün, adam ormanda gezerken bir kelebeğin kozasından çıkmaya çalıştığını gördü. Kozasındaki küçük delikten çıkmaya çabalayan kelebeği saatlerce izledi.   

Sonra adam, kelebeğin kozadan çıkmak için çabalamaktan vazgeçtiğini, gücünün kalmadığını düşündü. Kelebeğe yardım edeyim de kolayca çıksın diye düşündü ve kozadaki deliği daha rahat çıksın diye büyüttü.

Bu sayede kelebek kozasından kolayca çıkabildi. Fakat çıkmaya daha hazır değildi, bedeni hala kuru ve kanatları buruş buruştu. Adam, kelebeğin gücünü toplayıp, kanatlarını açıp, uçacağını düşünüyordu. Ama Kelebek kozasından zamanından önce çıkmıştı. Ne kadar çabalasa da uçamadı ve buruşmuş kanatlarıyla yerde sürünmeye devam etti.

Adam iyi niyetli bir şekilde kelebeğe yardım etmeyi istemişti ama bilmediği nokta; kelebeğin kozadan çıkmak için çabalaması, bedenindeki sıvının kanatlarına gitmesini ve bu sayede doğru zamanda kozasından çıktığında uçabilmesini sağlayacaktı.

Hayat akarken sarf edilen çabalar, uğraşlar bizi hayatımızdaki bir sonraki adıma hazırlar,  gerekli güce ulaşılmasını sağlar. Kendi kanatlarınızla uçmak isterseniz emek vermeniz, zorluklarla mücadele etmeniz gerekir."

 

İşte hayatta da bu kelebeğin hikayesi gibi birileri sürekli bizi korumaya, kabuğumuzda kalmamızı veya birilerinin desteği ile çıkabileceğimizi düşündürdü. Ve bizim hayat  mücadelemizi azalttı, sorular hep içimizde kaldı, gün yüzüne çıkmadı.

Halbuki kelebeğin kozadan tek başına çıkması, onu daha dirençli ve özgür yapacaktı. Fikir ve düşünce özgürlüğü, yaratıcılık, egolardan kurtulmuş kişilik profilleri ile özgüvenli ve özgür bir ortamda yaşamak ve çalışmak kadar güzel ne olabilir.


Sema Adal
     
 
0 Yorum
Yorum Yaz




Firma / ahs Ad  
Yorum  
   

Sanalnet